gittiniz 2

Alnımda terk ettiğiniz yollar,gözlerimde yağan yağmurlar,
küllerimden bozma grileşmiş bi gökyüzü kaldı yüreğimde...

kaldırımlar bile kaldıramazken karanlığınızı,kaçışlarda sakladınız adınızı
ve sizde yakalandınız size yasak sınırlardan sızarken benliğime...

gittiniz yaa...!

hanii adım adım gözlerinizi çekip ,
yabancılaştırırken tümcelerini(zi) sizsizliğime...

ben istek(siz)dim gitmenize...

bil(e)mediniz...
belki çok şeye düşmeliydi alfabenin 29 harfi,
ne kadar aciz(d)im ki,hece hece düştüm susmalara...

bakma bu kadar sus(ma)larda sendelememe..

ben istek(siz)dim gitmenize...


gitmeden dinlemeyi denediniz mi?

dışıma vuran dilsizliğimden dökülen

gitme... gitme(leri)...

gittiniz !

Yorum (1) Yorum yaz!

Gittiniz..........


gittiniz
yıkıldı dilimin köprüsü,

konusamadım

elimi tuttugunuz gecede kaldı aklım
sesinizden dökülen nagmeler,
gözlerimden aktı
siir mi onarmıstı kırılan yüreklerimizi,
yoksa aska tutkulu iki günahkâr mıydık?

gittiniz,
içinden çıkamadıgım bir sessizlik düstü payıma

ıslandıgımız yagmur
dibini gördügümüz kadeh
kim bilir kaç intihar düstü yolumuza,
yürümeye devam ettik
siz mi yasınızı almıstınız,
yoksa yasam dolu olan ben miydim?

gittiniz,
devrik bir sızı kıvrıldı dudagıma

sevistigimiz sarkılar dogum yaparken,
yatagında nöbet tutardık çıplak kavusmaların
simdiyse bilmiyorum
kahkahanız mı ısıtırdı içimi,
yoksa kollarınızda müjdelenen bahar mı?

gittiniz,
isimsiz bir sehir oldum haritanızda

merhaba sevgilim
hosça kal yâlnızlık
daha kaç gece sürer bu heyecan diye,
düsünmeden sarıldım

nerdesiniz,
karanlıktan korktugumu nasıl bilmezsiniz?

ama gittiniz,
agır veda havası çaldı sokak ortasında

Yorum (yok) Yorum yaz!

bin ömür içimdesin...

Ben seni tabutlara sığmayacak ağır bir aşkla seviyorum.

Martıların kanatları yanıyor...
Nerede ellerin, nerede dilinden dökülen sözlerin, sen neredesin, nerede dünyam,

ayım, gündüzüm, güneşim.
Ben karanlık topraklarda yaşıyorum.
Bir ömür içimdesin.

Bin ömür içimdesin...

Yorum (4) Yorum yaz!

Bir gün öleceksiniz...

Bildiğinizi Biliyorum...

------------------------------------------------------------------------

Bildiğinizi biliyorum ama yine de söylemek istiyorum; bir gün öleceksiniz


Bu bir kadeh rakı yanında seyre daldığınız gurup ta, gözlerinde huzuru bulduğunuz bu afet-i devran da, bu tabağınızda masanızı gecenizi midenizi keyiflendirmek için duran balık ta bırakıp geldiği bu deniz de her şey ama her şey sizinle birlikte yok olup gidecek bir gün…

Bildiğinizi biliyorum ama yine de söylemek istiyorum; bir gün öleceksiniz…

Bu çok sevdiğiniz notalar da susuverecek bir gün. Geriye uzun siyah bir karanlık kalacak. Siyah ıssız yalnız bir karanlık…

Bildiğinizi biliyorum ama yine de söylemek istiyorum; bir gün öleceksiniz…

Ne sevdiğiniz denizin mavisi olacak, ne içinizi bayıltan iyot kokusu, ne ormanın yeşili ne de sizi çarpan havası… Her şey ama her şey siz de dâhil olmak üzere bir gün yok oluvereceksiniz. Öyle ansız öyle zamansız oluverecek ki tüm bunlar hazırlıksız yakalanacaksınız tıpkı haziran da dolulara tutulmanız gibi…

Kim bilir belki de bundandır asırlık çınarın hiç bir şey olmamış gibi senelerdir yerinden öylece size, sizden öncekilere bakması, kim bilir belki de bundandır ayın her gece güneşin her sabah hiç de aksatmadan yerlerini alması. Kim bilir belki onlar bizden önce öğrenmişlerdir ve bundandır ilahi sessizlikleri ver her şeyi ilk gün, ilk kez görmüş gibi izlemeleri…

Sen, kırmızı rujlu etekleri rüzgârdan çok kalçasını savuruşundan havalanmakta olan yosma, biliyorsun değil mi? Ne o taa öteki mahalleden duyulan şen kahkahan kalacak, ne o rüzgârından yayılan baş döndürücü kokun. Ne de o yalnız gecelerinde dizlerinin üzerinde sıcaklığına yer verdiğin o sevimli kedin…

Kedi de sen de bunu yazan ben de…

Bildiğinizi biliyorum ama yine de söylemek istiyorum; bir gün öleceksiniz…

Ne bir iksir ne bir kara büyü hiç bir şey engel olamayacak bu sona. Siz de benim gibi bu ot gibi bu kedi gibi bu yosma bu balık bu güneş bu ay gibi sonu, sonun geldiğinde anlayacağız. Geç olacak kimilerimiz için hem de çok geç… İçimizde ağzı yüreği dolu dolu seni seviyorum diyemeyenler olacak, bir sabah güneşin doğuşunu sarı sıcaklığından önceki soğukluğunu izlememiş olanlar olacak, bir sabah yüzünü musluktan akan su yerine denizin tuzlu sularında başını derinlere gömüp yüzünü yıkamamış olanlar olacak ve bütün bunları yapmak içinse çok geç olacak…

Bildiğinizi biliyorum ama yine de söylemek istiyorum; bir gün öleceksiniz…

Bu yediğiniz çilek reçeli belki de son kez dilinizin üstünden o tatlı râhiyasını bırakıp midenize doğru yol alacak, çayın bu sıcak buruk tadını son kez duyacaksınız tüm hücrelerinizle ancak sonu yalnızca son geldiğinde anlayacaksınız… Son bir şans verilmeyecek ne güneşi uyandırmaya ne o reçeli bir daha yemeğe ne de yapan eli öpmeye...

Bildiğinizi biliyorum ama

Yine de söylemek istiyorum

Bir gün öleceksiniz..


Suzan Ağatoğlu

Yorum (4) Yorum yaz!

gel artık...

Neden, neden alnındaki yıkkınlık,
Bakışlarındaki öldüren buğu?
Kaç yol ağlamaklı oluyorum geceleri…
Nasıl da almış aklımı,
Sürmüş, filiz vermiş içimde sevdan,
Dost, düşman söz eder kendi kavlince,
Kınanmak, yiğit başına.
Bu, ne ayıp, ne de yasak,
Öylece bir gerçek, kendi halinde,
Belki, yaşamama sebep…
Evet, ağlamaklı oluyorum, demdir bu.
Hani, kurşun sıksan geçmez geceden,
Anlatamam, nasıl ıssız, karanlık…
Ve zehir - zıkkım cıgaram.
Gene bir cehennem var yastığımda,
Gel artık…

Yorum (2) Yorum yaz!

amansızz...

Sana dair isteklerim oluyor. Kimi zaman derin ah' larım oluyorsun bir Sezen Aksu şarkısını dinlerken.
Sen; içinde baharı gizleyen kışımsın benim. Ve biliyorum, o baharın güneşinde tenim esmer olmayacak hiç.

Bana susmak düşecek, payıma kilitlenmiş bir yürek kalacak. Kaderi önceden belirlenmiş konuşmalar, paylaşmalar, bakışmalar olacak. Bir yerde aykırılığım tutup sarılsam da içimde Sana, sen bunu hiçbir zaman bilemeyeceksin.
Tabansız sevdalardan kopup Sana sığınıyorum çoğu zaman. Soluk soluğa varıyorum yanına, ter kokarak tenim. Anne sütüne aşık bir bebek gibi duruluyorum sonra.
Git diyorum sana, kalma yüreğimde, bu kadar özleteceksen kendini. Bir bakış; gözüm gözüne değiyor; hissediyorum...

Gitme diyorum. Kal geldiğin yerde.
Ne gitmelerin bitiyor; ne de benim sana kal demelerim.
Sonra; kötü şansla başlayan ilklerimi hatırlıyorum. 8 yaşında en samimi arkadaşımla aynı çocuğu sevişim, çocuktum işte lolipop şekerli bir sevdaydı, ilk sinemaya gidişimde elektriklerin kesilişi, ilk kavgamdaki o göremediğim çukur, ilk konsere gidişimde biletimi kaybedişim ve ilk aşık oluşumun asla mümkün olmayışı...
Yani Senin mümkün olmayışın.
Hangi aralıkta girmiştin içime anlamadım. Tüy gibi hafif, usul usul inivermiştin yüreğime. Kabullenemedim önce. kocaman yalanlar söyledim kendime. Ben dışımda tutmaya çalışırken seni, meğer içerde hakimiyetin çoktan başlamıştı. Kuşatmıştın dört yanımı; ve kendim için çok geçti... Yerle bir olmuştu her şey.
Olmazsa olmazlarım... ilkelerim... yargılarım...
Kabullenmek zor sanıyordum; acemi ama mükemmel bir aşkı taşıyabilmeyi...
Ve en az acıyla kurtulmakmış gerçekten bizi bekleyen yalnızlıktan, bir başınalığın mecburiyeti ile mucizelere umut bağlamakmış zor olan...
Belli bir yerden sonra, bazı şeyleri aşmış olmanın olgunluğu ve kabullenme meziyetiyle üstesinden geliyorsun umutsuzluğunun...
Yani imkansızı mümkün kılmanın zor olduğunu biliyorsun. Çünkü biliyorsun, o arada bir yol var ve bu yol uzun da olsa bir yere gidiyor. O bir susma türü sadece, o bir yaşam şekli. Ve her yalnız yaşamak ölmenin diğer yüzü. Bu yol öyle, öylece durur.
Seni aklıma getiren, yüreğime düşüren bu yol değil, kötü şansla başlayan bir ilkin, iyi şansı sadece. Düşüme düşüşün zamandan değil, düşlerin gafı.
Nasıl bir şeydi, bu beni böyle yağmalayan. Şimdi karşı durmuyorum Sana, nasılsa buluyorsun bir yolunu ve sarmalıyorsun içimi dışımı. Ayak seslerini duyuyorum hangi yöne gittiğini bilemeden. Ben yaşanmış bir aşkta eski yaralarıma yanıyorum, Sen yaralarına benden sevda sürüyorsun.
Belki lerden, ihtimallerden, keşkelerden medet umuyorum, Senin belki de yabancısı olduğun düşler büyüterek...

Yorum (yok) Yorum yaz!