Şehid Ahmed Yasin


ALLAH’ım! Ümmetin suskunluğunu Sana şikayet ediyorum!

Ben ki kocamış bir yaşlıyım. Kurumuş iki elim, ne kalem tutuyor ne de silah!..
Sesimle yeri inletecek güçte bir hatip de değilim!..
Ben ki saçları ağarmış, ömrünün son demlerinde, türlü hastalıkların yıktığı ve üzerinde zamanın belalarının estiği biriyim!..
Tek isteğim benim gibi, Müslümanların zaaf ve aczinden müteessir olanların yazmasıdır!..

Siz ey Müslümanlar! Suskun ve aciz, helak olmuş ölüler!..

Hâlâ kalpleriniz sızlamıyor mu, başımıza gelen bu acı felaketler karşısında?..
Bir halk yok mu? Hiç mi kimse yok,ALLAH için ve ümmetin namusu için kızacak?..
Şerefli direnişçilerken, bizleri katil teröristler olarak ilan edenlere karşı duracak!..
Bu ümmet utanmaz mı, şerefi çiğnenirken? ..

Siyonist katilleri ve uluslararası işbirlikçilerini görmezden gelirken!..
Omuzlarımıza el verecek ve göz yaşlarımızı silecek bir bakış!..
Bu ümmetin kurumları, sivil güçleri, partileri, teşkilatları ve bariz şahsiyetleri,ALLAH için kızmaz mı!? Tümü birden sokaklara dökülüp, bizim için dua etmeye;
Ey RABBimiz! Gücümüzü topla, zaafımızı gider ve mümin kullarına yardım et! diye çağıramaz mı!?..
Buna da mı gücünüz yetmiyor!?..
Yakında bizim büyük ölümlerimizi duyacaksınız, o zaman alınlarımızda şu yazılacak:
Bizler direndik! İleri atıldık ve kaçmadık!..
Ve bizimle birlikte çocuklarımız, kadınlarımız, yaşlılarımız ve gençlerimiz ölecek!..
Onları, bu suspus ve bön ümmete yakıt yapacağız!..
Bizden, teslim olmamızı ve beyaz bayrak dikmemizi beklemeyin!..
Çünkü biz, bunu yapsak da öleceğimizi biliyoruz. Bırakın savaşçı onuruyla ölelim!..
Dilerseniz bizimle olun, elinizden geldiğince, öcümüzü sizden her biri boynuna taksın!..
Dilerseniz bize acıyarak ölümümüzü izleyin! ..

Temennimiz, ALLAH’ın, emaneti savsaklayan herkesten kısas almasıdır!..
Umarız bizim aleyhimize olmazsınız! ALLAH aşkına, bari aleyhimize olmayın!..
Ey ümmetin liderleri, ey ümmetin halkları!..
ALLAH’ım! Sana şikayette bulunuyorum Sana şikayette bulunuyorum..
Sana şikayette bulunuyorum..
Gücümün azlığını, imkanımın yetersizliğini ve insanlara karşı zaafımı sana şikayet ediyorum..

Sen mustazafların RABBisin Sen bizim RABBimizsin Bizi kime bırakıyorsun?..
Bize cehennem olacak uzaklara mı? Veya düşmana mı?..
ALLAHım! Akıtılan kanlar, dokunulan ırzlar, çiğnenen hürmetler, yetim bırakılan çocuklar, oğlunu yitirmiş anneler, dul kalmış kadınlar, yıkılmış evler ve ifsad edilmiş ekinler aşkına sana şikayette bulunuyorum…
Sana şikayette bulunuyorum! Gücümüz dağıldı ve Birliğimiz bozuldu Yollarımız ayrıldı Halkımızın zaafını ve ümmetimizin bize yardım edip, düşmanı yenmedeki aczini Sana şikayet ediyoruz…
__________________

Yorum (yok) Yorum yaz!

Domuz eti yiyen domuzlaşıyor mu?

´Domuzlaşma temayülü´nde domuz etinin rolü var mı?

Bunun ´bilimsel bir izahı´ var mıdır, bilmiyorum; ama ben, tüketilen ´yiyecek´lerin, insanların ´karakter´ ve ´davranış biçimleri´ni etkilediği kanaatindeyim!.. ´Hayvan´larda da öyle değil midir?.. Meselâ, ´et´ yiyen hayvanlar daha cesur ve saldırgan, ´ot´ yiyen hayvanlar ise daha korkak ve daha güçsüz değil midir?..
´Belgesel´lerde seyrediyoruz;
Dağlar ve ormanlar ´et yiyen´ hayvanların hâkimiyetinde!.. ´Ot yiyen´ler ise, et yiyenlere ´av´ olmaya mahkûm!..
Dedim ya;
Bunun, mutlaka bir bilimsel izahı olmalı... Tüketilen ´yiyecek´ler; insanda acaba hangi ´karakter değişikliği´ne yol açıyor, ´davranış´larını nasıl etkiliyor?..
Bırakın ´yiyecek´leri; ´giyecek´lerin bile insanda ´davranış değişikliği´ne ve hatta ´algılama değişikliği´ne yol açtığını ´psikologlar´ söylüyor!..
Meselâ, o gün, ´temiz ve farklı bir çamaşırı´ giyen kadının, ´yürüyüşü´ bile değişiyormuş!.. Kadın, kendini ´daha bir güvende´ hissediyor ve kendinden ´daha bir emin´ oluyormuş!..
´Çıplaklık´ ve ´giyiniklik´ de öyle!..
İşte, bütün bunlardan hareketle şunu söylemek istiyorum:
´Giyicekler´, davranış biçimlerini bu kadar etkiliyorsa, ´yiyecekler´ ne kadar etkiliyor?..
Buna, siz, ´iklim şartları´nı da ekleyebilirsiniz!.. Çünkü ben, ´teneffüs edilen hava´nın da insanların ´karakter´ oluşumu ve ´davranış biçimi´ni etkilediğine inanıyorum!..
Ama, ne derece?..
Bunu araştırmak, ´bilim´in işi!..
´MİDE´NİN ROLÜ!
Meselâ ben;
Özellikle son yıllarda, ´toplumdaki davranış değişiklikleri´nin sebebini çok merak ediyorum!..
´Umursamazlık!´
´Boşvermişlik!´
´Aldırmazlık!´
´İdealsizlik!´
´Duyarsızlık!´
´Günü yaşamak!.. Değer tanımamak!.. Haram-helâle aldırış etmemek!.. Hırsızlık... Gasp... Fuhuş!.. Uyuşturucu salgını!.. Ar, namus, hâyâ kavramlarını önemsememek!.. Aldatılmayı hoşgörüyle karşılamak!.. Eşe sadakatsizlik!.. Hayvanlar gibi cinsel özgürlük yaşama arzuları!.. Vur patlasın, çal oynasın bir yaşam tarzı!.. Sevgi, saygı, şefkat ve merhametin yok olmaya yüz tutması!´
Gibi ´anlayış´ ve ´yaşama biçimleri´nin revaç bulmasında, ´etken´ olan nedir acaba?..
Tamam; bunda, ´Batı´nın kültürel saldırıları´nın ve ´Batıcı propagandalar´ın çok büyük rolü var!..
Bu ´saldırı´lar, elbette önce ´beyin´leri iğfal ediyor, sonra da ´söylem´ ve ´eylem´leri yönlendiriyor!..
´Davranış´ları değiştiriyor!..
´Karakter´leri şekillendiriyor!..
Fakat, tek sebep bu değil gibime geliyor!..
Bana öyle geliyor ki; Türk toplumunu ´beyin´den iğfal edenler, bir yandan da ´mide´sinden ele geçiriyorlar!..
Hani;
´Erkeğin kalbine giden yol midesinden geçer´ diyorlar ya; sadece ´erkek´leri değil, ´kadın´ları da ´mide´den ele geçiriyorlar diye düşünüyorum!..
Evet, ´mide´den!..
Hayır; ´parasal´ anlamda değil, ´biyolojik´ anlamdaki bir ´operasyon´dan söz ediyorum!..
Meselâ;
´Domuz eti´ yedirerek, ´domuzlaşma temayülü´ne iteleme operasyonundan!..
BU SESSİZLİK NİYE?
Şuna, iyice inanmaya başladım ki;
Bazı güçler ve onlara yataklık eden ´yerli piyon´lar, Türk insanı üzerinde ´sinsi bir operasyon´ yürütüyor!..
Meselâ;
Hemen herkes, ´sahte bal´larla, ´sahte rakı´larla, ´sokak sütçüleri´yle, ´peynir´ ve ´şeker´de yapılan ´sahtekârlık´larla meşgul edilirken, her ne hikmetse ´sığır veya koyun eti´ etiketleriyle ´domuz eti´ kakalayanlar hiç gündeme getirilmiyor!..
Doğrudur;
Analizi yapılan ´42 bal numunesi´nden 22´si ´olumsuz´ çıkmış ve 4 bin 132 kilo bala el konulmuştur!..
Doğrudur;
Ortalık ´sahte gıda´lardan ve ´sahtekârlar´dan geçilmiyor!..
Ama, birader;
Bakanlarımız ve araştırmacı gazetecilerimiz, şu ´domuz eti skandalı´na niye el atmaz?.. Domuz etinin bu millete ´kimler´ tarafından, ´nasıl´ kakalandığını, ´tüketim zincirine yardım ve yataklık´ edenlerin nasıl ödüllendirildiğini niye araştırıp, soruşturmazlar?..
Meselâ, ´bal´daki sahtekârlık, nihayetinde ´şeker´le bağlantılı bir olay!.. ´Bal´ değil de, ´şeker´ yediriliyor millete!..
Peynir, şeker ve yağlarda, ´kullanılmış ve kokmuş´ katkı maddeleri kullanan ´hayvan´lar, evet ´sağlığımız´ ve ´hayatımızla´ oynuyorlar!..
Bu ´hayvanlar güruhu´ ile elbette mücadele edilmeli, elbette ´deşifre´ edilip, cezalandırılmalı!..
Ama, öte yanda;
´Sağlık´tan da öte, ´inancımızla´ oynuyorlar, ama kimseden gık çıkmıyor!..
´Domuz eti yedirenler´den bahsediyorum beyler, domuz eti yedirenlerden!.. İnancımızın, yenilmesini ´haram´ kıldığı domuz etinden!..
Burada ´dönen dolaplar´la niçin hiç kimse ilgilenmez?..
Şu hâle bakın; bir zamanlar; ´Müslüman mahallesinde salyangoz sattırmayız!´ diyen bir ülkenin insanları; bugün ´Müslüman mahallesinde domuz eti satılıyor´ da, ne araştıran var, ne de soruşturan!..
Merak ediyorum;
Kakalanan ´domuz etleri´ mi bu hâle getirdi bizleri?.. Yedirdikleri ´domuz etleri´ yüzünden mi böylesine ´duyarsız´laştık, böylesine ´lâçka´laştık?..
Yoksa, ´sinsi bir strateji´ ile mi karşı karşıyayız?!?
11 MİLYONLUK ET, NASIL
5-6 MİLYONA SATILIR?
Bakın, bundan 10 gün kadar önce Kocaeli Veteriner Hekimler Odası Başkanı Orhan Altuntaş; bana göre ´gündeme bomba gibi düşmesi gereken´ lâflar etti...
Dedi ki;
´Türkiye´de kırmızı et tüketiminde ciddi olmayan bir artış olmasına rağmen, son 10 yıl içinde mezbahanelerde kesilen kırmızı et miktarı düştü!.. Peki, aradaki bu açık nereden ve nasıl kapatılıyor?.. Elbette domuz eti ve başka hayvan etlerinden!!!´
Bunlar, müthiş sözler!..
Adam, resmen ve alenen soruyor işte:
´Mezbahanelerde kesilen kırmızı et miktarı düşerken, tüketilen et miktarı az da olsa artarken, aradaki açık nasıl kapatılıyor?´
Cevabını da veriyor:
´Domuz etiyle!!!´
Dikkat edin; ´sarı çizmeli Mehmet Ağa´ söylemiyor bunu, ´Kocaeli Veteriner Hekimler Odası Başkanı´ söylüyor!..
Dahasını da söylüyor:
´Büyük mağazalar ve süpermarketler tarafından zaman zaman ETTE promosyon kampanyaları düzenlenir!.. Türkiye´nin en büyük ve en ünlü mağazalarının düzenledikleri bu kampanyalarda; SUCUK, SALAM, SOSİS ve hatta KIYMA´nın kilosu 5-6 MİLYON´a satılır!..
Bunları, bu fiyata satmak mümkün değil!..
Çünkü;
Bir inek veya dana etinin kilosu, mezbahaneden 8 milyon liraya çıkıyor!.. Vergisiydi, ulaşım maliyetiydi, kâr payıydı derken; bir kasabın, etin kilosunu 11 milyon liradan aşağı satması mümkün değil!..
Peki, nasıl oluyor da;
11 milyon liralık bir et, büyük ve ünlü mağazalarda promosyona sokulup; sucuk, sosis, salam ve hatta kıyma olarak 5-6 milyona satılıyor?..
Hiçbir mağaza veya hipermarket böyle bir kampanyaya dayanamaz zarar eder!.. Zaten, kendilerine sorduğumuzda da, mantıklı cevap veremiyorlar!´
Evet, nasıl oluyor da ´11 milyon lira´dan satılması gereken et, ´promosyon´a sokulup, ´5-6 milyon´a satılıyor?..
Ne yani;
´Garibanlar da et yesin!´ diye mi?..
Yoksa, işin içinde ´hınzır oğlu hınzırlık´ mı var?..
Cevap, yine Orhan Altuntaş´tan:
´Bu kampanyaların arkasında, sağlıklı bir inek veya dana etinin olması mümkün değil!.. Türkiye´de; maalesef domuz eti üretimi devam ediyor ve bu etler, bir şekilde milletin sofrasına gönderilip, yediriliyor!..
İstabul´da, Terkos Gölü kenarında 5 bin damızlık domuz çiftlikleri var!.. Bunlar; bir şekilde yemek fabrikalarına, otellere, ünlü mağazalara ve hipermarketlere sucuk, sosis, salam ve hatta kıyma olarak satılıyor!´
NİYE DOMUZ ETİ?
Sayın Orhan Altuntaş, bu kadarını söyleyebiliyor!.. Ama ben, ´dahasını´ da söylemek istiyorum!..
Efendim;
Yaptığım küçük bir araştırma sonucunda öğrendim ki, Türkiye´deki ´domuz çiftlikleri´nde üretilen yıllık et miktarı, ´3 milyon kilo´ civarında!..
Bu, şu demek:
Türkiye´de satılan ´kırmızı et´in neredeyse ´yarısı´ domuz eti!..
´Domuzculuk´ kârlı bir iş!!! Çünkü domuz, ´doğurgan´ bir hayvan!.. Yaşına göre; yılda bir, iki bazen de 3 defa doğuruyor ve her batında da ´15-20 yavru´ getiriyor dünyaya!..
Hele düşünün;
Bir domuz, yılda 2 defa doğum yapsa ve her seferinde de 10 yavru yaşasa, 20 yıl yaşayan bir domuzdan ´400 yavru´ elde etmek işten bile değil..
Dahası; yeni doğmuş bir domuz, 4-5 ayda ´100 kilo´ya çıkabiliyor!..
Evet, ´kârlı´ bir iş!.. Hele de işin içinde; ´Müslümana domuz eti yedirmek´ gibi, ´domuz oğlu domuzluk´ stratejisi varsa!..
Bir küçük bilgi daha:
Domuzu ´beslemek´ de kolay!.. Çünkü domuz, ´cam´ dışında her şeyi yiyebiliyor!.. Buna, ´leş´ ve ´kendi pisliği´ de dahil!..
KİMLER VAR, KİMLER!
Elimde, hangi ´ünlü firmalar´ın, hangi yollarla ve hangi otellere/marketlere ´domuz eti´ sattığına dair bir ´liste´ var!..
Ancak, henüz ´belge´lere ulaşamadığım için ´firma, yemek fabrikası, otel ve market isimleri´ni şimdilik veremiyorum...
Yalnız, şu kadarını söyleyeyim;
Vatandaşa ´domuz eti´ kakalayan firmalar arasında aklınız ve havsalanızın almayacağı ´ünlü ve büyük firmalar, oteller, marketler´ var!.. Hatta, ´fast food´ zincirleri de var!..
Meselâ, ünlü bir süpermarket!.. Bundan 6-7 yıl öncesine kadar, tezgâhlarında açık açık ´domuz eti´ satıyordu... ´Deşifre´ olunca, ´domuz eti´ levhasını, et reyonlarından kaldırdılar!..
Ne var ki;
Bu defa da, ´sucuk, salam, sosis ve kıyma´ olarak kakalıyorlar domuz etlerini!..
Bu ´tezgâh´ta, hipermarketin ´satınalma müdürleri´ ve ´tezgâhtarlar´ın büyük rolü var!..
Kısaca ifade etmek gerekirse;
´Satınalma müdürleri´, satın alınmış ´domuzcular´ tarafından!.. Sattıkları ´domuz eti´ karşılığında da, her ay, ´maaşlarına ilâve´ olarak, ayrıca ´maaş ve prim´ alıyorlar ´domuzcular´dan!..
Dahası da var!..
´Satınalma müdürleri´nin bazıları, ´domuzcularla ortak´ ve şirketlerde ´hisse´leri var!.. İçlerinde, ´restoran´ işletenler ve kendilerine ´rüşvet´ olarak ´yazlık villa´ hediye(!) edilenler de var!..
´Çark´ böyle dönüyor!..
Onlara ´rüşvet´, vatandaşa ´domuz eti´ yediriyorlar!..
MEDYAYA RÜŞVET!
Alın size bir ´puştluk´ örneği daha:
´Jan janlı ambalaj´larla millete ´pastırma´(!) yedirenler var!.. Biliyor musunuz; bu firmanın sahibi olan kişiler, halen bir ´domuz çiftliğinin ortakları´dırlar!.. Türkiye´ye ilk ´Buffalo etleri´ni getirenler de, onlardır!..
Pardon, az kalsın unutuyordum;
Bazı ´gazete´ ve ´televizyon´lara bizzat gidip, ´1 trilyonluk reklâm´ vererek, ´haber´leri engelleyen ve ´dut yemiş bülbül´e döndüren de onlardan başkası değildir!..
İŞ, SİZE KALMIŞ!
Sonuç olarak şunu söylemek istiyorum:
Türkiye´de, et kontrolünde ´tam bir başıboşluk´ ve ´reklâmlarla susturulmuş bir medya´ var!.. Resmî olarak denetlemek, neredeyse mümkün değil!..
O halde, iş, yine ´vatandaş´a kalıyor!.. Herkes, ´ne yediğine´ dikkat edecek ve ´ucuz´ diye, her kampanyaya balıklama atlamayacak!..
Atalarımız;
´Ucuz etin yahnisi kara olur´ derlerdi!.. Şimdi ise, durum çok daha vahim!..
Aman dikkat;
´Ucuz´ diye hücum ettiğiniz et, ´domuz eti´ olabilir!..
Malûm;
İnsanların ´karakter´lerinde ve ´davranış biçimleri´nde; tükettikleri ´yiyecekler´ ile sırtlarına geçirdikleri ´giyecekler´in büyük rolü var!.. Ve bana öyle geliyor ki; bazı insanların ´domuzlaşma temayülü´ göstermelerinde, beslendikleri ´et´lerin etkisi büyük!..
Siz, siz olun;
Farkında olmadan bile olsa, ´domuz eti´ yiyip de ´domuzlaşanlar´dan olmayın!..


 Hasan Karakaya

Yorum (3) Yorum yaz!

Atatürk'ün başörtüsü görüşü!

İşte Atatürk'ün başörtüsü görüşü!


Yazar Özdemir Çallı'nın kaleme aldığı "Yakın Tarihimiz" adlı kitapta büyük önder Mustafa Kemal Atatürk'ün 31 Ocak 1923'te İzmir'de Gümrük Binası'nda halkla yaptığı konuşmada, başörtülü kadınların, hayatın tüm alanlarında yer alması gerektiğini anlatıyor.

İşte Atatürk'ün başörtüsü görüşü!

Yer: İzmir. Tarih: 31 Ocak 1923. Atatürk konuşuyor...
 

Atatürk, "Dinin tavsiye ettiği örtünme hem hayata, hem fazilete uygundur" diyor.

TÜRK KADINI

Kitaba göre, batılı ülkelerin "Türk kadını her şeyden mahrum bırakıldı" suçlaması karşısında Atatürk şunları söylüyor: "Gerçekten memleketimizin bazı yerlerinde, en çok şehirlerimizde, giyiniş tarzımız, kıyafetimiz bizim olmaktan çıkmıştır. Şehirdeki kadınlarımızın giyinişlerinde iki şekil ortaya çıkıyor: Ya çok kapalı, ya da çok açık. Bunun her ikisi de şeriatin tavsiyesi, dinin dışındadır. Bizim dinimiz kadını her iki aşırılıktan da hariç tutmuştur. Şeriate uygun örtünme, kadınlar için güçlük vermeyecek, kadınların toplum hayatında, iktisadi hayatta, gündelik hayatta erkeklerle işbirliği etmesine engel olmayacak şekilde bulunacaktır. Bu basit şekil toplum hayatımızın ahlak ve usullerine de aykırı değildir."

Özdemir Çallı, araştırmaları sırasında Atatürk'ün İslam'a ve baş örtüsüne son derece olumlu baktığını gördüğünü söyledi. Bu konuşmanın daha önce yayınlanmadığını anlatan Çallı, "Atatürk'ün annesi de başörtülüydü. Atatürk, Hıristiyanlık'ta ve Yahudilik'te olduğu gibi İslam dininde de ibadetler olduğunu ve bunlara uyulmasının normal olduğunu düşünüyordu" diye konuştu.

Yorum (6) Yorum yaz!

550 bilim adamı katledildi!

 

İbrahim Karagül/Yenişafak

Irak'ta 550 bilim adamı öldürüldü!

Ne çabuk unutuyoruz! Ne çabuk hafızalarımızdan silinip gidiyor! En acı insan hikayelerini bile birkaç gün içinde kanıksıyoruz. Hemen yanı başımızda bir milyonun üzerinde insanın ölümünü bile kaçımız hatırlıyor şimdi ve bu bizde ne tür hisler uyandırıyor?

En son işkencelerin dünyayı sardığı dönemde yaptıklarını açıkça itiraf etmekten çekinmeyen CIA mensubu John Kiriakou, "Onlara öyle işkence yaptık ki Allah'ı gördüler" şeklinde tüyler ürperten cümleleri rahatlıkla söylerken, hiçbir ciddi karşılık bulmazken, hala insan gibi yaşamaya devam edebilirken neyi sorgulayacaksınız ki! Bu ağır insanlık suçunu meşru göstermeye yönelik sözler kıyameti koparmalıydı. Koparmadı… Oysa aynı şeyler devam ediyor. Edecek de… Aynı insanlar, aynı güçler tarafından.

O zamanlar, bunları; o işkenceleri yazdığım için bazı çevrelerin şahsıma karşı başlattıkları ambargoları hala devam ediyor. Etsin, ben hatırlatmaya devam edeceğim.. Bugünkü gibi.. Irakta yayınlanan bir gazete, 10 Eylül tarihli nüshasında o CIA mensubunun itiraflarından çok daha dehşet verici bir gerçeği yeniden suratımıza çarptı. Yüzlerce aydının, akademisyenin, din adamının, bilim adamının nasıl öldürüldüğünü, kaçırıldığını, yok edildiğini…

Gazeteye göre beş yüz elli civarında bilim adamı öldürüldü. Yine gazeteye göre, bu ölümlerden İsrail istihbarat servis Mossad ve ABD Savunma Bakanlığı Pentagon sorumlu. Ölümler, tıpkı işkenceler gibi, sistematik bir şekilde gerçekleşti. Bazıları nükleer fizikçi olan bu insanlar, ABD ve İsrail'le işbirliği yapmadığı için ya da aynı ülkeler için tehdit görüldüğünden öldürüldü.

350 bilim adamı ve 200 profesörün bir ülkede öldürülmesi nasıl bir travmaya neden olur? Dünyada böyle bir olay daha önce yaşanmış mıdır? Düşünebilmek bile mümkün değil. Bir aydın soykırımı yaşandı, hala devam ediyor. Dünya böyle bir vahşete nasıl oldu da seyirci kalabildi, kalıyor? Anlamak mümkün değil.

Madem hatırlatıyoruz, bu olaya ilişkin bilgileri de tazeleyelim. 15 Mart 2006… O zaman sayı bu kadar değildi. Korkunç olaya ilişkin bu köşede aktardığım bilgilere bakalım:

"Prof. Dr. İmad Sarsam. Arap Tıp Birliği üyesi. Öldürüldü! Prof. Dr. Muhammed A.F. er-Rawi. Irak Fizikçiler Birliği üyesi. Öldürüldü! Prof. Dr. Mecid Hüseyin Ali. Bağdat Üniversitesi öğretim üyesi. Öldürüldü! Prof. Dr. Vecih Mahcub. Fizik eğitimi üzerine 8 kitabı var. Öldürüldü! Prof. Dr. Sabri Mustafa el-Beyati. Bağdat Üniversitesi. Öldürüldü! Prof. Dr. Mustafa el Mashadani. Bağdat Üniversitesi, dinler tarihi. Öldürüldü! Prof. Dr. Halid M. Al Canabi. Babil Üniversitesi İslam tarihi öğretim üyesi. Öldürüldü! Prof. Dr. Abdulcabbar Mustafa. Musul Üniversitesi, siyaset bilimci. Öldürüldü! Prof. Dr. Esad Salim Shrieda. Basra Üniversitesi Mühendislik bölümü dekanı. Öldürüldü! Prof. Dr. Abdullatif el-Mayah. Mustansiriye Üniversitesi Ekonomi bölümü öğretim üyesi. Öldürüldü! Prof. Dr. Leyla Abdullah es Saad. Musul Üniversitesi Hukuk fakültesi dekanı. Öldürüldü!

Prof. Dr. Mohammed Munim al- İzmirli, Prof. Dr. Hazim Abdülhadi, Prof. Dr. Abdul Sameia el Cenabi, Prof. Dr. Alim Abdülhamid, Prof. Dr. Muhammed Tuki Hüseyin el-Talakani, Prof. Dr. Ali Abdul Hüseyin Kamil, Prof. Dr Muhammed Er Ravi, Prof. Sabri Mustafa El Beyati ve daha niceleri…

Bazıları fizikçi, bazıları tarihçi, bazıları hukukçu, bazıları edebiyatçı, bazıları tıpçı, bazıları sanat tarihçisi, bazıları ilahiyatçı… Onlarca insan, eğitimci, bilim adamı.. Hepsi öldürüldü, öldürülüyor! Bazıları kafasına sıkılan tek kurşunla, bazıları işkence ile. Bazıları evlerinde, bazıları fakültelerinde, bazıları sokakta, bazıları Ebu Gureyb gibi işkence merkezlerinde, bazıları ise bilinmeyen yerlerde...

Sizin isimlerini okumaktan bile sıkıldığınız bu insanlar, Iraklı akademisyenler, aydınlar, bilim adamları birer birer öldürülüyor. Sadece isimlerini yazsam bu köşeye sığmaz. Sadece yukarıdaki isimleri aldığım listede 47 isim var.

En az 250 bilimadamı bu şekilde öldürüldü. Yüzlerce bilim adamı, aydın kaçırıldı, kayboldu, akıbetleri bilinmiyor. Binlercesi ölüm korkusuyla Irak'tan kaçtı, kaçmaya çalışıyor. BM rakamlarına göre Irak yüksek eğitim kurumlarının yüzde 84'ü yakıldı, soyuldu, yıkıldı.

Bir ülkenin eğitici kuşağı yok ediliyor. Sadece işgaller, yağma ve harabeye dönüşen şehirler değil, işgal Irak'ın hafızasını, beynini de yok ediyor. Bilgiye açılan bir savaş bu. Şii-Sünni fark etmiyor, öldürülenler Irak'ın önde gelen, seçkin insanları.

İçişleri Bakanlığı'nda ve Savunma Bakanlığı'nda örgütlenen, Bazı Iraklı gruplar ile ABD, İngiliz ve İsrail istihbaratının kurup yönettiği "Ölüm mangaları", şu ana kadar tam 7 bin kişiyi öldürdü. Hepsi bu kadar değil. Bu, sadece Bağdat morgunun kayıtlarına geçen rakam…

Türkiye'de ya da her hangi bir ülkede birkaç aydının, bilim adamının, akademisyenin bu şekilde öldürülmesinin yol açtığı travmayı düşünün ve Irak'ta nasıl bir kaos yaşandığını tahmin edin…."

Neredeyse iki yıl oldu. İki yılda başka hangi aydınlar, bilim adamları, toplum önderleri öldürüldü? Kim tarafından, ne amaçla ve nasıl? Öldürenlerin, ölümlere karar verenlerin bir çoğunu belki de televizyon ekranlarında, gazete sayfalarında bambaşka kimliklere sığınmış isimler olarak görüyoruz.

Söz konusu haberi okuyunca hayatını kaybedenlerin anısına bir kez daha hatırlatmak istedim. Yüzlerce kez hatırlatılsa yeterli olmayacak bir trajedi bu.

Yorum (3) Yorum yaz!